Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  Duyguadasi.Com > Genel > Köşe Yazıları > İclal AYDIN > Gezi defterinden
Kirmizi Turuncu Yesil Mavi Mor Gri Siyah
 


Şu an bu konuyu görüntüleyenler
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gezi defterinden  (Okunma Sayısı 83 defa)
23/10/07, 17:53
Can Dostlar
*
Üye No: 102
Mesaj Sayısı: 4183
Nerden: Son Bir Gece Daha Çirkin Olalım (:
м ρ я

Offline
Durumum:

« :»

Gezi defterinden





(Bu yazı için bilgisayar başına oturduğum gün şahane bir cumartesi yaşamaktayız. Hava İstanbul’da belki de son kez güzel. Çekimim yok. Kızımla kahvaltı yaptık. Arkadaşlarımla gülüşüp duruyoruz. Yeni bir yazı için ekrana bakıp duruyorum ama olmuyor. İzninizle size bugün gezi günlüğümden bir sayfa sunayım. Siz okurken ben de bir Cumartesi keyfi yapayım.)

-New York, New York-

Ekim ayıydı.

New York’a sondan bir önceki gidişim şahane bir kızıl sonbahara denk gelmişti.

“Wooooow sonbaharda şehir şahane olur” diyordu bilenler.

New York moda haftasının kalabalığı şehirden henüz çekilmemişti ve Manhattan’da boş bir otel odası bulabilmek imkansızdı.

On bir saatlik İstanbul-New York uçuşunun içinde;

1 adet Harry Potter filmi,

1 adet İtalyan Vouge,

1 adet Türkiye Marie Claire,

1 adet Atlas,

1 adet Focus,

2 küçük şişe Chianti,

1 adet bresola- parmesan dilimli sandviç...

Ve kısa aralıklarla titrek uyuklamalar mevcuttu.

Dolayısıyla, JFK Havaalanı’na indiğimde suratıma bakmamakta direnen sınır polisi haklı sayılabilirdi.

Üzerimdeki gri eşofmanım diz yapmış, kısa saçlarım komut almaktan çıkmış ve gözlerim kan çanağına dönmüştü.

“Amerika’da ne kadar kalacaksınız?” diye sordu bütün sınır polisleri gibi suratsızlıkta sınır tanımayan genç zenci kadın.

“Bir hafta” diye sırıtarak yanıtladım sınırda

kendini sevdirmeye çalışan bütün “yabancılar”

gibi. “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu bu sefer gözümün ta içine bakarak.

O tarihlerde sadece gazetede çalıştığım için “Köşe yazıyor ve bir kadın dergisi yönetiyorum” dedim. O kadar inandırıcı gözükmüyordu ki, polis bir gözünü kısarak “Efendim, anlamadım” edasıyla öne eğildi.

Tane tane tekrar ettim. “Köşe yazıyorum ve haftalık bir kadın dergisi yönetiyorum.”

“Kameraya bakın” dedi. Her kamera görüşümde olduğu gibi bir kez daha ülkemde pek ünlü olan tebessümümü alnımın üzerindeki kameraya lütfettim ama polis buna çok sinirlendi ve “Gülmeyin” diye uyardı pek kaba bir şekilde.

Ne münasebet gülmeyin yahu! Ama niye ki?

Ay, bu kadın bana inanmıyor! Çantamdan, dergim “Gülümse”yi çıkardım ve birinci sayfadaki fiyakalı edito yazımı ve üzerindeki Nihat Odabaşı imzalı full sanatsal fotoğraf çalışmasını gösterdim.

“Oh my God!” dedi gözlerini açarak. “Is that youuuuuu?”

“Yes, I am!” dedim gururla.

Ve o anda her şey değişti. Uzun uçuşların insanı ne kadar yorduğunu, dünyaca ünlü top modellerin bile bu uçuşlar sonrasında tanınmaz hale geldiğini, makyajın Tanrı’nın kadınlara bir hediyesi olduğunu ve bu arada -My God- beni ne kadar değiştirdiğini sıraladı bir nefeste.

Pasaportumu uzatırken son derece sevimli bir ifadeyle “Welcome to our USA” dedi.

Bu sefer top bendeydi. Onun yaptığını yapmadım tabii. “Thank you” dedim onu bağışlayan erdemli ifademle.

Erdemli ifadeyi sınır kapısında bırakıp bavulumu beklemeden tuvalete koştum. (Devam edecek)
Logged


Ya Bir Kelebek Olucam Yada bir Tırtıl Olarak Kalıcam (;
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Duyguadasi.Com | Powered by SMF 1.1.4.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.128 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu

Duyguadasi.Com Çöl Atesi Multicolor by rallyproco