Mühim kalabalık
Atatürk Havalimanı dış hat terminalinin önü “yol genişletme-daraltma-yenileme-metroya hazırlama” artık her ne içinse kazılmış, darmadağın.
Yahu bu terminal binasının, bu yolların hizmete girişi daha ne kadar oldu ki “yeni yapılanmaya” girildi? Kimin parasıyla yeniliyorsunuz yepyeni yolları? Metro mu geliyormuş? Yahu belli değil mi; bilinmez mi, hesaplanmaz mı, hesaplanmadı mı “bu havaalanına bir metro gelecek, bu yol buna uyar uymaz” meselesi?
Bu kazıla kazıla yamalı yollar için, bu zırt pırt değişen kaldırım taşları, bu uyduruk “metrobüs” zırvalamaları için mi çalışıyoruz hepimiz?
Yaşadığım şehirde hayat iyice çekilmez olsun, suyum bitsin, acil önlem almak yerine “yenilenme-güzelleşme” ihalesi versinler diye mi ödüyorum bu vergileri?
Berlin’de 1994’te tam 100. yaşını (evet yüzüncü) yaşını kutlayan ve yüz küsur yıl sonra bugün bile aynı metro ağının kullanılabilmesini sağlayan o vizyon ve zekâ sahibi beyinler -hay körolası- bu ülkenin sınırları içinde oldumu bir lobu küçük mü geliyor dünyaya nedir?
Genetik mi, toplumsal davranış biçimimi mi nedir bu “fırsatlardan fırsat yaratalım” ya da “bugün sana yarın bana” halleri?
***
Referandum öncesi tesadüf mü yani PKK terörünün hareketlendirilmesi?
Bırakın geçmiş yılları, geçtiğimiz yıl içinde şehit düşen asker sayısı daha mı azdı?
Irak’ta 2003’ten beri ölen sivil sayısı 1.7 milyona ulaşmadı mı? Ulaştı ama yetmedi mi?
Bayram öncesi karıncalanmaya başlayan o bilinmez kolun “tezkereye evet” kararının ardından referandum öncesi “uzlaşma, birlik, beraberlik” için milleti tek nefes haline gelmesinde ve “evet” oyunun çıkmasındaki başarısı gözardı edilebilir mi?
Gülen cemaatinin laik düzenler (ülkeler) içinde İslamiyetin özgürce yaşanabileceği alanlar yaratma dışında bir emeli olmadığına inanmak olası mı peki?
Bu karmaşada kim yalancı çoban, kim kurt, kim kuzu?
Her duyduğuna inanıp, elinde kazma kürek kurt kovalamaya koşturan köy halkı belli...
Ancak çoban doğruyu söylediğinde inanıp koşturan kalacak mı içlerinde belli değil!!
***
Ama şaşırtmıyor artık olup bitenler...
Oyun, düzen bu kadar ayan beyanken bilemediklerimiz nerede saklanıyor şimdi?
VIP salonun bu kadar büyük, bu kadar tıklım tıklım olduğu bir ülkede VIP’de bir bedava portakal suyu, bir gazete için itişen insanların, uçağa bindiklerinde çoraplı “arka” ayaklarını öndeki koltuğun baş hizasına koyan, ayaklarının ekşi kokusunu tüm yolculara bahşeden, Dolce&Gabbana kemerli pantolonlarıyla etrafta dolanan imitasyon medenilerin kalabalığı içinde ihtiyacımız olan gerçek kaybolmuş durumda...
Bulabilmek neredeyse imkânsız artık...
Çünkü herkes çok “mühim” ve her yer çok kalabalık...








Logged





