Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  Duyguadasi.Com > Genel > İslam & Din > ALLAH DOSTLARINDAN İBRET DOLU MENKIBELER
Kirmizi Turuncu Yesil Mavi Mor Gri Siyah
 


Şu an bu konuyu görüntüleyenler
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ALLAH DOSTLARINDAN İBRET DOLU MENKIBELER  (Okunma Sayısı 61 defa)
15/09/07, 13:02
Üye
****
Üye No: 61
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 616
Nerden: Usak

Offline
Durumum:

« :»

Allah Dostlarının Halleri
 
PAYLAŞILAMAYAN VELİ...
 
Mar'uf-ı Kerhi Hazretleri’ni sadece Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da çok sever. Bir defasında bunlardan biri gelir, 'çocuk sahibi olabilmek' için dua ister. Büyük veli bir fırsatını bulup onu zarif bir şekilde İslâm'a davet eder. Adam:
–İyi ama, ben buraya din değiştirmeye gelmedim ki. İstediğim sadece bir evlad, der. Mar'uf–ı Kerhi:
–Allah sana hayırlı bir evlad nasip etsin. Onun elinden imana gelesin, diye dua eder.
Çok geçmez, adamcağızın çok akıllı bir oğlu olur. Okul çağı gelince onu kilise mektebine gönderir. Rahip ilk gün teslisi anlatır ama çocuk bir tuhaf olur. Çocuk:
–Hayır! kalbim daralıyor, dilim söylemiyor, der. Rahip:
–Tamam, bunları sonra konuşuruz. Şimdi alfabeye geçelim. Haydi bana harfleri oku, der. Çocuk bir şiir okur ki ilk beyit elif, beyle başlar son beyit lamelif, ye ile biter. Her mısra Allahü Teâlâ'nın sıfatlarını ve Muhammed Aleyhisselam’ın meziyetlerini anlatır ki sanatlarla doludur. Çocuk, alfabeyi bitirip devam eder.
"Ağlatan, güldüren, öldüren, dirilten Allah'a yemin ederim ki
O'nun kapısından başkasına giden mutlaka zarar etti
O’ndan başkasından ne zarar gelebilir, ne fayda
Kul isyan eder, örter âliyyul âlâ."
Rahip bu sözleri söyleyeni değil söyleteni arar ve doğruyu bulur. Çocuğun babasını da İslâm'a davet eder. Adamcağız itiraz etmez zira yıllar evvel Şeyh Ma'ruf'un ettiği dua kulaklarında çınlamaktadır.
Ma'ruf–i Kerhi Hazretleri ölümü yaklaştığında vefakâr talebesi Sırrıyî Sekati'ye döner:
–Ben ölünce üzerimdeki gömleği fakirlere ver, der.
Biliyor musunuz zaten bütün serveti o gömlektir. Hasılı bu âlemden geldiği gibi gider.
Mübarek kimseyi kırmaz ve herkese insanca muamele eder. Bu yüzden onu herkes sever. Komşuları cenazesini paylaşamazlar.
Hıristiyanlar ve Yahudiler de gelir onu kendi mezarlıklarına defnetmeye kalkışırlar. Ancak tabutu yerinden bile oynatamazlar, halbuki Müslümanlar el attığında naaş tüy gibi hafifler ve kuş gibi uçar. Orada bulunanlar topyekün müslüman olurlar.

HER ŞEY HELÂK OLUR,YALNIZ O’NUN HÂKİKATİ BÂKİ KALIR
Yurdu olan çayırlıklardan ayrılan sivrisinek, hakkını aramak için Süleyman Aleyhisselam'ın huzuruna çıkıp dedi ki:
–Ey kuşların da, balıkların da sığındığı... Adaleti insanların, şeytanların, perilerin arasında yayılmış olan Süleyman, çok perişanız, bizim de hakkımızı al, insaf et bizlere de. Ne gül bahçesinde nasibimiz kaldı, ne bağda. Her zayıfın işini halleden; sivrisinek zaten zayıflığın simgesidir. Biz zayıflığımızla, kanadımızın kırıklığıyla tanınmışız... Sen ise, lütufla, yoksullara yardımlarınla. Ey eli, Hakk'ın eli olan; elimizi tut da, bizleri bu gamdan kurtar.
Süleyman Aleyhisselam sordu:
–Ey hak isteyen, kimden şikayet ediyorsun, söyle?.. Kimdir o zalim ki, ululuk satarak sana zulmetti, yüzünü, gözünü tırmaladı?.. Nur geldi mi, zulmet kaybolur. Bizim zamanımızda zalim nerededir?.. Hâlbuki biz zulmün öldüğünü bilirdik. Zira zulmün aslı şeytandan gelir. Bak, onlar dahi bizim için çalışmaktalar, hizmetimizden çekinenler de zincire vurulmuş, bukağılarla bağlanmıştır. Allah bize padişahlığı; halk göklere el açıp, ağlamasınlar diye verdi.
Sivrisinek dedi ki:
–Benim feryadım rüzgârdandır. O bize zulmetti. Onun yüzünden daraldık, ağızlarımız kapandı, kan yutmaktayız.
Süleyman Aleyhisselam dedi ki:
–Ey güzel sesli, Allah'ın emrini candan dinlemek gerekir. Allah bana dedi ki: "Ey adalet sahibi, hasmı da hazır olmadıkça kimsenin şikayetini dinleme!..
Hâkim, iki tarafta hazır olmadıkça hak kimindir bilemez ki!.. Onun için bu emirden asla yüz çeviremem. Haydi git, hasmını da al, öylece gel.
Sivrisinek dedi ki:
–Sözün doğrudur. Delilin de tam yerinde. Düşmanım rüzgârdır. O da senin emrinde!..
Süleyman Aleyhisselam emir verdi:
–Ey seher yeli, sivrisinek zulmünden feryad ediyor... Gel bakalım. Geç hasmının karşısına da anlat bakalım. Cevap ver ona, müdafaa et kendini.
Rüzgâr bu emri duyunca çarçabuk esti geldi. Fakat sivrisinek kaçtı...
Süleyman Aleyhisselam dedi ki:
–Sivrisinek nereye?.. Dur da ikinizi birlikte dinleyip hüküm vereyim!.
Sivrisinek dedi ki:
–Padişahım, o gelince ben nasıl durabilirim? Kökümü kazıyan zaten odur. Ölümüm onun yüzünden, günüm onun varlığından kararırken, birlikte nasıl durabilirim?
Tıpkı bunun gibi, Hakk kapısını arayan da; Hakk geldi mi yok olur!.. O vuslat, ebedîlik içinde ebedîliktir ama, o ebedîlik önce yokluk biçiminde tecelli eder. Nasıl ki; nur arayan gölgeler, nur zuhur etti mi yok olur ya? Âşık başını verince akıl kalır mı gayri? HER ŞEY HELÂK OLUR, YALNIZ O’NUN HÂKİKATİ BÂKİ KALIR!.. Onun hakikatine karşı var da yok olur, yok da. Yoklukta varlık...
Bu pek acayip bir şey!...
Bu makamda akıllar elden çıkar, kalem burada kırılır,bir şey yazamaz olur!..

BİN PADİŞAHA BEDEL
İmam–ı Şarani hazretleri, Hükümdar Kayıtbay'ın ziyaretine gider. Sohbet esnasında, hükümdarın üzerine sinekler konar. Bunun üzerine, Kayıtbay'a:
–Sen bu ülkenin sultanısın, söyle de sinekler üzerinden gitsinler, der. Kayıtbay:
–Ben insanların hükümdarıyım, diğer canlılara hükmedemem, beni dinlemezler, der.
Bunun üzerine Şarani hazretleri, sineklere:
–Haydi, tek sıra halinde uzaklaşın, der, tek sıra halinde, sultanın üzerinde bir tur attıktan sonra, uzaklaşırlar. Bunun üzerine, Kayıtbay:
–Sizi tanıyan bir çöpçü, sizi tanımayan bin padişahtan daha iyidir, der.
 
İÇKİLER ŞERBET OLDU
Bir gün içkiye mübtelâ olan bâzı gençler, torbalarına içki şişeleri koyarak, kıra içki içmeye gidiyorlardı. Giderken, Hasan Sezâî'nin dergâhının önünden geçmeleri îcâbetti. Sezâî Efendi onları görerek;
–Evlâtlar, nereye gidiyorsunuz. Torbaların içindeki şişelerde ne var? diye sordu.
Gençler, mûziplik olsun diye ve hâllerini gizlemek için gülerek:
–Efendibaba! Kıra gezmeye gidiyoruz. Şişelerimizde de şerbet var. dediler.
Hasan Sezâî tebessüm edip:
–Peki, öyle olsun. buyurdu.
Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofralarını kurdular. Şişelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şaşırdı. Çünkü şişelerin içindeki içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Sezaî Efendi ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu hâlin, o büyük zâtın bir kerâmeti olduğunu anlayıp, tövbe ettiler, artık bir daha içki içmediler.
 
YÜZÜ KARARDI
Cüneyd–i Bağdadi hazretlerinin başka bir şehirde yaşayan sevenlerinden birisi anlatır:
Bir gün pazarda gezerken bir güzel kadın görüp tekrar tekrar baktım. Sonra pişman olup tevbe istiğfar ettim. Akşam eve geldiğimde hatun dedi ki:
–Efendi bugün yüzünüzü kararmış görüyorum, acaba nedendir?
Aynayı alıp baktım ki, hakikaten yüzüm kararmıştı. Neden olduğunu düşünürken aklıma o kadına baktığım geldi. Bir mağaraya çekilip günlerce gözyaşı döktüm, günahımın affı için Allahü Teâlâya yalvardım. Yine de huzurlu olamadım. Sonra hatırıma, Cüneyd–i Bağdadi hazretlerini ziyaret etmek geldi. Bağdat'a şeyhin yanına gittim. Şeyhin evine varıp kapıyı çaldığımda, bana, "Gir ya Abdullah, sen pazarda günah işle, biz Bağdat'ta istiğfar edelim öyle mi?" dedi.
İçeri girip, mübarek elini öpüp oturdum. Şaşırmış ve çok utanmıştım. Devamla buyurdu ki:
–Pişmanlık, tevbe büyük nimettir. Kalbin imdadı olmadan uzuvların dinin emrine uyması çok güçtür. Büyüklerin sevgisi olmayınca kalbin imdadı olmaz. Bunları yapmak ancak Allah adamlarının işidir. Büyükleri seven mahrum kalmaz.
 
Müslüman, kardeşini kendi nefsine tercih etmeli
Birçok talebesi, dergâhı olan bir şeyhi, yıllar sonra talebelerinden birini perişan halde, Bağdat'ta tellallık yaparken görmüş. Acaba yanlış mı görüyorum diye tekrar tekrar bakmış. Evet, gördüğü o zat. Yanına varıp sormuş:
–Siz falan zat değil misiniz?
–Evet, benim, sen de falancasın.
–Hocam söylemek mecburiyetinde değilsiniz; fakat çok merak ettim, bu hallere niye düştünüz?
–Söylememde bir mahzur yok. Bilin ki siz ibret alın bu hallere düşmeyin.
Bir gün evime misafir gelmişti. Yemekte balık vardı. Misafire ikram etmeden önce balığın iyi taraflarını kendime ayırıp kılçıklı tarafını ona verdim. İşte başıma ne geldiyse bundan geldi. Dinimizde, Müslümanın Müslüman kardeşini kendisine tercih etmesi gerekir. Mevcut
olan iki şeyden iyisini ona vermesi gerekir. Vermeyen
benim gibi cezasını çeker.
Logged

Bak şu çeşmenin haline su içecek tası yok.
Kırma insan kalbini yapacak ustası yok
15/09/07, 13:49
You Can't Kill Me I Am Already Dead
Can Dostlar
*
Üye No: 23
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7895
Nerden: kalbinin derinliklerinden
You Can't Kill Me I Am Already Dead

Offline
Durumum:

« Yanıtla #1 :»

paylaşımın için teşekkürler
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Duyguadasi.Com | Powered by SMF 1.1.4.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.714 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu

Duyguadasi.Com Çöl Atesi Multicolor by rallyproco